Deprem, Yağmaya Maske Mi Oldu?

1977 yılında Samandağ Lisesi'nde bir grup genç, yozlaşmış bir müdüre ve gerici bir eğitim sistemine karşı bir yıl süren boykotla seslerini yükseltmişti. Onların direnişi sadece eğitim için değil, bir onur ve gelecek meselesiydi. Yıllar sonra, aynı topraklar bu kez farklı bir direnişin sahnesi: halk, mülkiyet haklarını gasp etmeye çalışan sermayeye karşı mücadele ediyor. Bu mücadele, 78 kuşağı temsilcilerinden ve eski TKP Samandağ Belediye Başkanı adayı Salim Diyap ’ın notlarıyla, kapitalizmin do

Deprem, Yağmaya Maske Mi Oldu?

1977 yılında Samandağ Lisesi'nde bir grup genç, yozlaşmış bir müdüre ve gerici bir eğitim sistemine karşı bir yıl süren boykotla seslerini yükseltmişti. Onların direnişi sadece eğitim için değil, bir onur ve gelecek meselesiydi. Yıllar sonra, aynı topraklar bu kez farklı bir direnişin sahnesi: halk, mülkiyet haklarını gasp

etmeye çalışan sermayeye karşı mücadele ediyor. Bu mücadele, 78 kuşağı temsilcilerinden ve eski TKP Samandağ Belediye Başkanı adayı Salim Diyap’ın notlarıyla, kapitalizmin doğayı ve insanı metalaştıran yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor.

6 Şubat depremlerinin ardından Hatay'da 252 bin konut ihtiyacı tespit edilse de, devletin rezerv alanları yeterli olmasına rağmen, Samandağ'da halkın tapulu arazileri "rezerv alan" adı altında gasp ediliyor. Halkın arazileri üzerine, ihtiyaç fazlası 15 bin konutun yapılmasının planlanması, kamu yararının değil, sermayenin çıkarının gözetildiğini gösteriyor.

Bu durum, eski bir direnişçi olan Salim Diyap'ın notlarında şu sözlerle ifade buluyor: "Deprem yaralarını sarma iddiası, Hatay’da olup bitenlerin sadece bir maske olduğunu açığa çıkarıyor. Bu, bir hizmet değil, bir gasp kampanyasıdır."

Polis, Kimin Yanında?

Samandağ'daki bu gasp operasyonunda, dikkat çeken bir diğer unsur ise polisin tavrı. Anayasal olarak vatandaşın can ve mal güvenliğini korumakla yükümlü olan polis, arazilerini savunan halkın karşısında, şirketlerin hukuksuz çıkarlarını güvence altına almakla meşgul.

Diyap, bu durumu "devletin sınıfsal karakterinin en somut tezahürü" olarak nitelendiriyor. Halkın feryadını susturmakla görevlendirilen polis, maalesef ki halkın sırtından zenginleşenlerin koruyucusu rolünü üstleniyor. Bir köylünün polise yönelttiği "Siz neden hakkımızı savunanların değil, toprağımızı talan edenlerin yanındasınız?" sorusu, yaşananların özeti niteliğinde.

Edebiyat, Direniş ve Kapitalizmin Körleştirici Etkisi

Yaşanan bu somut direniş, Salim Diyap'ın notlarında daha derin bir felsefi boyuta taşınıyor. Diyap'a göre, kapitalizm insanı körleştirerek doğayı, insanı ve kültürü birer meta olarak görmeye itiyor. "Ağaca baktığında aklına sadece kereste geliyorsa, kapitalizm senin gözlerini ve ruhunu çoktan yemiş bitirmiş demektir" sözü, bu duruma bir eleştiri olarak öne çıkıyor.

Ancak Diyap, bu körleşmeye karşı edebiyatın ve örgütlü mücadelenin önemine vurgu yapıyor. Edebiyatın, dünyayı ekonomik faydadan bağımsız olarak yeniden anlamlandırma gücü olduğunu belirtirken, asıl direnişin hem zihinde hem de sokakta, meydanda somutlaşması gerektiğini ifade ediyor.

Salim Diyap, notlarını şu sözlerle noktalıyor: "Gerçek direniş gözleri açmakla başlar. Siyasi mücadele sokakta yürütülür; edebiyat ise zihinde, kalpte ve kültürde direnir. Kapitalizm gözleri ve kalbi çalabilir; ama hayal gücü, farkındalık ve örgütlü direniş her zaman geri kazanılabilir."

Samandağ halkının kendi topraklarındaki bu mücadelesi, 1977'nin direniş ruhunun hala canlı olduğunu, tarihin sessizliğin zalime davetiye çıkardığını bir kez daha kanıtladığını gösteriyor.

Ümit Dadük Sağaltıcı