ADIM ZEYNEB

Dişisine Zeyneb (Zeynep), erkeğine Zeyn, Zeynel, Zeyno, Zeynelabidin deriz. Babasının ziyneti, güzeli, süsü ve iyi ahlaklı, dirayetli, sabırlı, iffetli manasındadır. Zeynel Abidin (ibadet edenlerin kıymetlisi, süsü, emsali) demektir. Hz. Muhammed’in eşlerinin ikisinin ismi Zeynep’tir. Hz. Hatice’den olma en büyük kızının ismi de Zeynep. Hz. Ali’nin kızının adı Zeynep. Dostum Dr. Yılmaz Şahutoğlu’nun evladı depremde kaybettiğimiz kızımızın ismi de Zeynep. Dikkat çekicidir; istisnalar kaideyi bozm

ADIM ZEYNEB

Dişisine Zeyneb (Zeynep), erkeğine Zeyn, Zeynel, Zeyno, Zeynelabidin deriz. Babasının ziyneti, güzeli, süsü ve iyi ahlaklı, dirayetli, sabırlı, iffetli manasındadır. Zeynel Abidin (ibadet edenlerin kıymetlisi, süsü, emsali) demektir. Hz. Muhammed’in eşlerinin ikisinin ismi Zeynep’tir. Hz. Hatice’den olma en büyük kızının ismi de Zeynep. Hz. Ali’nin kızının adı Zeynep. Dostum Dr. Yılmaz Şahutoğlu’nun evladı depremde kaybettiğimiz kızımızın ismi de Zeynep. Dikkat çekicidir; istisnalar kaideyi bozmaz ama Zeynep ismini taşıyan tanıdıklarımızın istisnasız tümü bu cemil sıfatları hak ediyor. İsmi ile müsemma deriz.

Herbert Gustave Schmalz’ın 1888 tarihli bu tablosu Zeynep’i Roma yönetimine tabi olup imparatorluğunu teslim ettiği anı resmediyor.

Zeynep isminin sevilmesi ve tercih edilmesinin en önemli sebebi Te-dmor (Tedmor) Melikesi (Kraliçesi) Zeyneb. Te-dmor, Zeynep tarafından inşa edilen İmparatorluğun (260–273) ve Suriye, Filistin, Lübnan, Mısır ve Anadolu'yu kapsayan kısa dönemli hükümdarlığının başkentiydi. Tedmor (Palmira) orta Suriye'de antik zamanların önemli dini ve ticari merkezi olan, UNESCO tarafından 1980 yılında Dünya Mirası listesine alınan bir kenttir.

Te-dmer (Tedmor), Syrianice (Süryanice) ve Arapçada nadir, mucize, feride, ferdi, ferit, müthiş, mucize, acayip, beğenme, hayran kalma manasındadır. DMER kökenlidir. Admer fiilindedir. Yunanca, Latince ve İngilizceye ADMİRE olarak girdi. Tedmor, müthiş, hayran bırakan, sabırlı, dirayetli şehir ve bu şehrin sembolü olan Hurma meyvelerin yurdu demektir. Hurma mı şehre, şehir mi hurmaya ismini verdi tartışması, la mana, yani manasızdır.

Tedmor, Şam'ın 215 km kuzeydoğusunda, Humus'un 155 km doğusunda ve Fırat'ın 120 km güneybatısında bir yeşil vahadır. Tedmor en az 5-6 bin yıllık bir kent. Bu sebeple Tedmor (Palmyria) ismi ve tarihini Wikipedia ve Batı kaynakları ile Türkçemize sorgulamadan nakleden papağanların, Grek, Yunan, Latin, Helen, Hint-Avrupa, Makedon, Büyük İskender dilleri ve eserlerine bağlayan safsata yazılarına itibar etmeyiniz.

'ÇÖL GELİNİ'

Tedmor ismi yukardaki uygarlıklardan binlerce yıl önce var olmuş Dimaşk (Şam), Humus (Humesa, Emesa), Ugarit (Lazkiye), Ebla (Hama-İdlib) Amur, El-Suri (Asurlular), Babil yazıtlarında yer alan, antik Mari kentinin dört bin yıl önce yazılmış kil tabletlerinde adı geçen bir kent. Tedmor’un adı, sanı, şekli, şemali henüz tarih sahnesine çıkmamış uygarlıklar tarafından verilmez. Ananın, babanın ismini henüz doğmamış evlat değil, çocuğa ismini anası, babası verir. Arapça-Süryanicede Tmer, Tamar, Tamer, Temir, Samar, Semir ve bu kelimeden türetilen Batı dillerine Pmer Palmer, Palmira, Palmyra olarak giren hurma, müthiş meyve, dirayetli ve sabırlı ağaç kelimesinin de kaynağıdır. Zira Suriye, Humus (antik Humesa-Emesa) vilayetine bağlı ‘Çöl Gelini’ olarak bilinen Tedmor şehri milyonlarca hurma ağacından müteşekkil bir ormanın da yurduydu. Ağaçlarında en az 20 farklı tür hurma yetişir.

Şehir, Fırat Nehri'nden Tedmor’a, buradan Şam ve Humus’a akan damarlar ile beslenirdi. Lübnan dağlarından akan bugün halen Şam ve çevresini besleyen Barada Nehri de Tedmor’dan geçer ve Fırat Nehri'ne akardı. Lübnan Baalbek’ten doğan, Humus, Hama, idlib ve Hatay’dan geçen, buradan Akdeniz’e dökülen Asi Nehri'nin bir damarı da Humus’tan Tedmor kentine akardı. Kıssadan hisse bugün havadan dikkatlice gözlemlediğiniz vakit kurumuş bu nehir yatakları ve damarlarını çok net görebilirsiniz. Çölün sıcak ama kuru havasıyla güneşin kaynattığı zengin su kaynaklarından fışkıran nemin ürünü olan Tedmor hurma ağaçları ve hurması tüm ihmaller ve yıkıma rağmen halen ayaktadır. Tedmor aynı zamanda zengin yer altı sıcak-soğuk ve kükürtlü su yataklarına ev sahipliği yapmaktadır.

KÜLTÜR VE TİCARET MERKEZİ

Zeyneb’in en önemli çalışmalarından birisi de özellikle kadınların ticaret ve ekonomik hayatta olduğu gibi sosyal, siyasal ve askeri sahada daha aktif rol oynamalarını teşvik etmekti. Tedmor’u yöneten Meclis iki organdan oluşuyordu. Arapça-Süryanice bir kelime olan Senato (Sinnet, yaş almış) adını taşıyan (Yaşlılar veya Şeyhler Meclisi) ile Avam veya Temsilciler Meclisi. Yunan, Roma ve bugün Amerika’da mevcut olan temsili-yet hukukunun temeli Suriye kent devletlerinin eseridir. Bu sistem Cumhuriyet senatosu olarak 1961-1980 arasında ülkemizde de tatbik edildi. Kadınlar Tedmor’un sosyal ve kamusal yaşamında da aktif idiler. Yunan ve Roma'ya ilham kaynağı olan sütunlar, yazıtlar, binalar ve sanat eseri mezarlar yaptırdılar.

Mumyalama sanatı çok gelişmişti. Kadınlar her iki mecliste temsil edildi ve idari makamlara seçildi.

Tanrılara kadınlar adına adaklar sunulurdu.

Suriye Baba Tanrısı Baal gibi bereket, aşk ve savaş Ana Tanrıçası olan Iştar (Sümerlerde İnanna) için de devasa bir tapınak inşa edilmişti. Zeyneb’in hayatında Tedmor’dan sonra en büyük etkiyi yapan kent Antakya ve İskenderiye idi. Şehirdeki ticaret erbabı, felsefe okullarındaki akademisyenler ve Mesihi dininin ilk kilisesine ev sahipliği yapan Antakya’nın azizleri ile yaptığı sohbetlerden etkilenmiş ve onları Tedmor’a davet etmiştir. İskenderiye kütüphanelerine benzer binalar yaptırmış ve onlarca akademisyenin antik diller, astronomi, mühendislik ve askeri strateji sanatı hakkında yazılmış eserlerini bir araya getirmiştir.

Hastaneler, yetimler ve yaşlılar bakım yurdu, okullar, akdemiler yaygındı.

Yunan klasik çağında, bir sitenin yönetim, siyasal ve ticaret işlerini görüşmek üzere seçkinlerin toplandığı kent alanı olarak bilinen Agora Arapça-Süryanicede (A-cura, çukur, saha, alan civar, meydan) demektir. Tedmor’da Agora sadece seçkinlerin değil halka açık festivallerin, toplantıların, meselelerin tartışıldığı, felsefi ve dini tartışmaların özgürce yapıldığı ve eğlencenin mekânı idi. Şehirde temelli yaşayan nüfus 100 binden fazlaydı. Yılda en az bir milyon insanın uğradığı, ziyaret ettiği, kısa bir müddet yaşadığı ve ticaret yaptığı merkezi bir kent idi.

İŞGAL VE TERÖR KURBANI

Suriye’ye dayatılan uluslararası terörün bir amacı olan coğrafyamızın tarihi eserlerini imha etme projelerine en çok maruz kalan yerlerden birisi de antik Tedmor (Palmira) şehridir. Suriye’yi işgal eden Fransızlar döneminde tarihi eserler nasıl talan edildiyse 2015’te Tedmor şehrine saldıran terör örgütleri de (en başta DEAŞ) İslam ve hadise uygun değil, putperest kent diyerek nadide heykelleri, tapınakları, arenaları, tiyatroları, mezarları, okulları, nadide müzesini yaktılar, yıktılar, talan ettiler. Yetmedi müzeler müdürü ve kadim tarih uzmanı Prof. Dr. Halit Esaad’ın başını antik tiyatronun sahnesinde kestiler ve vücudunu çarmıha gerdiler.

Zeyneb’in kentini tarih boyunca barbarlar, yabancı sömürge kuvvetleri ve özgürlük savaşçıları diye sahaya sürdükleri caniler kirletti. Ancak Tedmor Kraliçesi Zeyneb’in Romalılara, Hz. Muhammed’in torunu Zeyneb’in Hz. Hamza’nın ciğerini yiyen Hint’in torunu Muaviye Bin Yezid’e dediği gibi:

“Zeynep’in cesedini belki öldürebilirsiniz ama onun ruhunu, hürriyet aşkını, ülkesi ve halkına olan sevdasını öldüremezsiniz. Adım Zeynep. Babamın ismi Amro. Annemi tanıyamadım. Ben çok küçükken vefat etmiş. Babam benim için bir daha evlenmedi. Hayatını bana, ticaretine ve güçlü olmama adadı. Tedmor da doğdum. Bedevi Arap kadınıyım, Suriyeliyim, Aramiyim. Filoloji, felsefe, ticaret, siyaset ve askeri sanat eğitimi aldım. Babam bana Zeynepçik manasına gelen (Zennub), Zeynepçiğim (Zennubti) derdi. Bu sebeple Tedmor Melikesi (Kraliçesi) Zenoubia olarak tanındım.

Antakya, Humus, İskenderiye, Kilikya (Adana, Mersin) Kapadokya, Edessa (Riha, Urfa), Melisa, Trabzon, Sinop, Efes, Bosforlar (Boğazlar) vatanımın asil parçalarıdır. Onları barbarlara, Romalılara ve Sasanilere (Perslere, Farisilere) karşı Tedmor’u koruduğum gibi korumak, savunduğum gibi savunmak istedim. Başarılı da oldum. Ama başarım uzun sürmedi. Şehrim ve idarem sayesinde palazlanan zengin sınıfın parasına itimat ettim. Kaybettim. Hayatım tüm kadınlara ve onurlu erkeklere emsal teşkil etsin. Ama hatalarımdan dersler almayı da ihmal etmeyin.”

TARİH NASIL TEKERRÜR ETMEZ?

Zeynep isminin hakkını veren hayat hikâyesi, güzelliği, cesareti, dirayeti, sabrı, bilgeliği, kahramanlığı, halkının hürriyeti ve egemenliği için sevdası, hülyaları, kadınlar, çocuklar, mazlumlar için verdiği adalet savaşı, ticaret, siyaset ve askeri dehası, yaşadığı ihanetler kıssadan hisse bu tarihi kadının hayatı üniversitelerde, askeri okullarda, Siyaset-diplomasi ilminde, stratejiye giden yolda taktik sanatında okutulmalıdır. Yaşamı, doğduğu ve devlet başkanlığı yaptığı Tedmor kentinin yükseliş ve batış hikâyesi, Türkiye ve Suriye’nin içinde bulunduğu günümüz durumunu anlamak için derslerle doludur. Tarihi vakalar, ders ve ibret alınırsa tekerrür etmez.

Zeyneb ve Atatürk’ün denge politikaları

Önceki ‘Adım Zeyneb’ yazımızı şu paragrafla tamamlamıştık: Zeynep isminin hakkını veren hayat hikâyesi, güzelliği, cesareti, dirayeti, sabrı, bilgeliği, kahramanlığı, halkının hürriyeti ve egemenliği için sevdası, hülyaları, kadınlar, çocuklar, mazlumlar için verdiği adalet savaşı, ticaret, siyaset ve askeri dehası, yaşadığı ihanetler kıssadan hisse bu tarihi kadının hayatı üniversitelerde, askeri okullarda, siyaset-diplomasi ilminde, stratejiye giden yolda taktik sanatında okutulmalıdır. Yaşamı, doğduğu ve devlet başkanlığı yaptığı Tedmor (Palmira) kentinin yükseliş ve batış hikâyesi, Türkiye ve Suriye’nin içinde bulunduğu günümüz durumunu anlamak için derslerle doludur.

Zeyneb’in (Zenubia) kadim Suriye’deki lakabı Bit Zabbay (Bint Rabbit Elhasıb) Bereket Tanrıçasının Kızı demektir. Çocuk iken kendisine Zbayda (habibe, cömert, bereketli demek) denilirdi. Atatürk’ün annesi Zubayda (Zübeyde Hanım) ismi de buradan gelir. Abbasi Halifesi Harun Reşid’in (Türkçemizde Reşit) annesinin ismi de Zubeyde (Türkçemizde Zübeyde).

Atatürk’ün Tedmor Melikesi-Kraliçesi annesinin ismine ilham kaynağı olan Zeyneb’i yakinen incelediği hakkında kesin bir bilgiye henüz sahip değilim. Ancak kadim tarihe çok ilgili olan ve coğrafyamızın bu muazzam devlet başkanı kadını ve idaresini bilmiyor olması düşünülemez. Zeyneb’in babası Tedmorlu meşhur ve etkili ticaret erbabı Amro Bin Dareb Bin Hassan, Arabistan ve Suriye’nin en köklü, en güçlü ve en medeni Arabi aşiretine mensuptu. Zeyneb’in babası Tedmor şehrinin Emniyet Genel Müdürü (Polis Şefi), Tedmor Senato Üyesi ve ticaret kafilelerin korunmasından sorumlu güvenlik şefiydi.

SIRLAR SAHİFELERİ

Zeyneb hayatını esaret altındayken veya Roma’da sürgündeyken kaleme aldığı ‘Sırlar Sahifeleri’ eserinde detaylı olarak anlatmaktadır. Biyografyası İtalya ve geniş bir coğrafyada derin etkiler bıraktı. Esareti duyulur duyulmaz Anadolu, Suriye, Kuzey Afrika (Batı Arabi coğrafyası) ve Arabistan’da Roma’ya karşı isyan ateşini yaktı. İtalya’da tanrıça mertebesine çıktı. Bu güçlü, sağlam karakterli, dirayetli, güzel, bilge ve bağımsızlık aşkıyla savaşan kadına aşık oldular.

Ailesini, siyasi evliliğini, gerçekte aşık olduğu kişiyi, oğlunu, suikast sonucu öldürülen Tedmor Meliki-Kralı kocasını, kocasının ilk eşi ve oğullarını, aralarındaki rekabeti, çocuk yaştaki oğlunu tahta nasıl çıkardığını, Tedmor Melikesi olarak siyasi, ekonomik, askeri, kültürel idaresini, Roma ile iyi ilişkilerini, bu ilişkilerin neden bozulduğunu, Roma’ya neden isyan ettiğini detaylı anlatır.

Antakya’nın neden önemli ve özel olduğunu, Mısır (İskenderiye) ile olan ilişkilerini, Suriye merkezi devletini neden yeniden inşa etmek istediğini, başkent Antakya, Mısır ve Anadolu ticaret ve finans muktedirlerin (burjuvazisinin) Roma’ya karşı kendisini neden desteklediklerini, sonrasında kendisine neden ihanet ettiklerini, özel çıkarları için tasarımında olan 'Tedmor-Palmira merkezli Büyük Suriye Devleti'ni' neden kuramadığını, Sasanilerle (Farisilerle) münasebetlerini, Roma-Sasani (Farisi) rekabeti ve çatışmalarından nasıl faydalandığını, bunun ilk dönemlerde işe yaradığını ancak güçlü ve etkili olmaya başlayan Zeyneb’den her iki tarafın neden korktuğunu, Roma ile en son savaşında Sasani (Farisi) Kralı tarafından neden terk edildiğini, Suriye, Mısır ve Anadolu sermayedarlarının tek vatan, tek devlet, tek bayrak projesini çıkarları uğruna nasıl katlettiklerini, Tedmor’un gizli dehlizler bilgisini Roma’ya kimlerin sattığını, nasıl esir alındığını ve sürgündeki hayatını anlatan ‘Sırlar Sahifeleri’ derslerle dolu bir yapıt.

MOSKOVA İLE İŞBİRLİĞİ YILLARI

Türkiye Cumhuriyetini kuran lider Mustafa Kemal Atatürk’ün temel prensiplerini ve ölümünden sonraki kısa siyasi dönemi, ülkenin selameti için Batı ve Doğu arasında denge politikaları dönemi olarak tespit ediyoruz. Kurtuluş savaşı öncesi, esnası ve sonrasındaki dönemi, etkili ve yükselen bir güç olan, Rusya Çarlık nizamını yıkan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile yakın sempati, dayanışma ve işbirliği siyaseti içinde değerlendirebiliriz. Mustafa Kemal’in, başta devrimin lideri Lenin olmak üzere Moskova yönetimi ile dostluk irtibatı hâkimdi.

Ankara-Moskova arasındaki iyi münasebetleri gösteren, Kurtuluş Savaşı esnasında Moskova’nın Türk devrimine sağlamış olduğu silah, altın, askeri dayanışma, kültür ve sanat alanındaki ilişkilerin en bariz sembolü Taksim alanındaki Cumhuriyet anıtıdır. İtalyan Mimar Pietro Canonica tarafından yapılmış ve 8 Ağustos 1928’de resmi törenle açılmıştır. Sovyet General Mihail Frunze ve Kliment Voroşilov'un heykelleri de Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye'ye yapılan Sovyet yardımına duyulan minnettarlığı simgeler.

Ama ve lakin Moskova ile kurulan yakın münasebetlere rağmen Mustafa Kemal'in, Sovyet Rusya Komünizmini benimsemediğini tespit ediyoruz. Avrupa devletleri ve hatta ABD ile ülkemizin çıkarları çerçevesinde yakın ilişkiler içindeydi. O vakitler uzak bir coğrafyanın devleti olan ABD’nin emperyalist yüzü net görülmüyordu ve yayılmacı sömürge tamahları Doğu'nun yeryüzü ile semalarını henüz lekelememişti.

Ancak ‘çok önemli ve anlamlı bir felsefe olan ‘bağımsızlık benim karakterimdir’ kimlik siyasetini özümsemiş olan Atatürk’ün, Avrupa devletlerine karşı Türkiye’nin tercihini ‘ABD mandasından’ yana kullanmalı itikadında olan Halide Edip Adıvar ile İsmet İnönü’yü bu düşüncelerinden dolayı ağır eleştirmiştir. Bununla birlikte, Avrupa’nın başta sanayi devrimi olmak üzere birçok alanda Doğu’ya kıyasla daha ileri olduğunu görmüş, pozitif değerlerinden yararlanmayı benimsemişti.

Ancak Batı kapitalist sistemin eseri olan Birinci Dünya Savaşı'nı tetikleyen sömürge zihniyetine, başka coğrafyalardaki ham maddelere barut ve kanla sahip olma tamahına, hastalıklarına ve tehlikelerine de müdrikti. C harfinin G olduğunu ve bu harfin K ve S olarak da telaffuz edildiğini biliyoruz. Ataları Galti, Gaul, Galtic, Celtik, Celtic (bu isim ve sıfatı Batı'nın yamyamları, barbarlara veren Suriyeliler-Süryanilerdir), Calti kelimesinden gelir. Manası ve telaffuzu Yunanca ve Latinceye olduğu gibi geçmiştir. Manası harami, yağmacı, talancı, kanunsuz ve yıkıcı demektir. Halen günümüz Arapçasında sizi bıktıran, had bilmez kimsenin davranışları için ‘Calatani’ yani beni krize soktu, kalp krizime neden olacak, bünyemi allak bullak etti halini anlatmak için kullanılır. Calti ve Caltiyun; Galti, Galtion, Galata, Galya ve Galyalılar terimlerinin de esasıdır. Caltilerin (Galyalıların) en vahşi barbarları Fran kabilesiydi. Arapça-Süryanicede Fran ‘şer, obur, çekirge misali tüketen’ demektir.

TERAZİNİN BİR KEFESİ TERS YÜZ EDİLDİ

Frank, Frang, Frange, Frans, French kelimelerinin kökenidir. Cinsel yolla bulaşan Frengi (Frenci) hastalığı, bu barbar kavimlerin ve torunları taharet, asalet ve aile terbiyesinden yoksun Cermen-Frenk Haçlıların sembolüdür. Atatürk, Arapça ve Süryanice (Aramice, Finike’ce, Farsça) dili ve tarihine günümüzde uzman geçinenlerden çok daha fazla vakıftı. Yunan, Roma, Anadolu Kent uygarlıkların, Bizantin (Bizans) ve merkez coğrafya kadim Suriye’nin başına bela olan bu yamyamların Doğu'nun nuruyla medenileştiklerini gayet iyi biliyordu. Doğunun nurunu söndürenleri de iyi tanıyordu. Türkiye’nin jeostratejik konumuna müdrikti. Denge terazisinin her iki kefesini eşit ağırlıkta tutmanın önemini biliyordu. Zor bir sanattı ama başardı. Dönemin uluslararası koşulları da uygundu. Çatışma ve rekabet halinde olan tüm taraflar siyasetlerini Türkiye’yi kazanmak üzerine kurmuştu.

Gövde olan Anadolu’nun selameti ve muhafazası için baş olarak telakki ettiği Trakya’nın güvenliği için Balkan Paktı'nı (Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya-Şubat 1934), Anadolu’nun sırtını korumak için Saadabat Paktı'nı (Türkiye, İran, Irak ve Afganistan- 8 Temmuz 1937) kabul ve inşa etti.

Hayati ve Stratejik önemdeki Antakya ve İskenderun Körfezi coğrafyasının düşman Fransız işgalinden kurtulması, Suriye ve Irak’ın bağımsız olması ve ana savunma hattı ve tarihi merkez Suriye, Irak ve Türkiye arasında birlik, dayanışma ve güç birliği için (gerekirse Konfederasyon) çok istekliydi. Bu hülyasını İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında zuhur eden uluslararası yeni koşullar, ABD’nin dünya hegemonyasının İngiltere ve Fransa’dan koparması ve bölgemize çok güçlü müdahale etmesi, ülkemizin basiretsiz ve çıkarlarını müstevli ile tevhit etmeyi arzulayan mahalli sermayedarlar ve tamahkârlar Atatürk’ün denge politikaları ve medeniyet projesini rafa kaldırdı.

Tercihlerini ABD, NATO ve savaştan sonra Amerika'nın inşa ettiği Avrupa-İsrail cephesinden yana kullandılar. Dengeyi, teraziyi ve bir kefesini ters yüz ettiler. Bugün uluslararası koşullar ve Batı'ya karşı yükselen Doğu, Türkiye’yi yeniden bir seçime zorlamaktadır.

Zeyneb: Türkiye ve Suriye’nin Çıkış Yolu ile devam edeceğiz.