Memleket Sevdası, Kader Birliği Ortak Paydada Buluşabilmek için yeterli mi? "SÖZ OLA KESE SAVAŞI, SÖZ OLA KESTİRE BAŞI"

Memleket sevdası, insanı doğduğu, büyüdüğü, hatıralar biriktirdiği topraklara bağlayan, derin ve güçlü bir duygudur. Bu sevda, sadece coğrafi bir bağlılık değil, aynı zamanda kültürel, tarihi ve manevi bir bağlılıktır. Memleket sevdası, insanları ortak bir paydada buluşturan, onları birbirine kenetleyen ve birlikte hareket etmeye teşvik eden önemli bir unsurdur. Memleket sevdası siyasi çıkarımlar düşünülerek oluşacak bir duygu değildir. Öylee bir sevdadır ki, yanlışsan bükemediğin eli öpme derec

Memleket Sevdası, Kader Birliği Ortak Paydada Buluşabilmek için yeterli mi?

Memleket sevdası, insanı doğduğu, büyüdüğü, hatıralar biriktirdiği topraklara bağlayan, derin ve güçlü bir duygudur. Bu sevda, sadece coğrafi bir bağlılık değil, aynı zamanda kültürel, tarihi ve manevi bir bağlılıktır. Memleket sevdası, insanları ortak bir paydada buluşturan, onları birbirine kenetleyen ve birlikte hareket etmeye teşvik eden önemli bir unsurdur. Memleket sevdası siyasi çıkarımlar düşünülerek oluşacak bir duygu değildir. Öylee bir sevdadır ki, yanlışsan bükemediğin eli öpme derecesine indirebilmelidir seni. Neden? Çünkü ‘memleket sevdası’. 

Memleket dendiği zaman, yıllarca ve hala içimde Samandağı; tek çatı, tek bir ev hissiyatını yaşatır bana. Belki de mesleğimin kazandırdığı bir hissiyat. Çevlik’ten, Eriklikuyu’ya, Hıdırbey, Vakıflı oradan Karaçay, Tomruksuyu, Deniz, Meydan, Gözene ve diğer mahallelerimizde bir abla, bir abimin oluşundandır bu tek ev hissi.

Memleket sevdası, kişinin doğup büyüdüğü topraklara, yaşadığı şehre, kasabaya veya köye duyduğu derin bağlılık mıdır sadece? Bu sevda, kişinin kimliğinin, kültürünün ve değerlerinin bir parçası da değil midir? Memleket sevdası, bizi bir araya getiren, bizlere aidiyet duygusu aşılayan ve bizlerin ortak bir amaç etrafında birleşmesine vesile olan güçlü bir duygudur değil midir?

Peki, biz bu memlekette Kader Birliği yapabiliyor muyuz?

Aynı coğrafyada yaşayan bizlerin, ortak bir geçmişi, kültürü ve geleceğinin paylaşımı değil mi Kader Birliği? Kader birliği, insanları birbirine bağlayan, onları birbirine destek olmaya ve birlikte hareket etmeye teşvik eden bir olgu değil mi? Ya da Kader Birliği, insanların zor zamanlarda birbirlerine kenetlenmelerini, sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşmalarını sağlayan bir denge değil mi?

Ya da daha uç bazı okurlarımızın değimi ile sert, tokat gibi, tırnak içinde kaba konuşayım; yeri geldiğinde fikirlerin çarpıştığı ama orta yolun bulunduğu bir kutup yıldızı olabilir mi sizce Kader Birliği ifadesi? Her şeye rağmen, her koşuda BİR KALABİLMEK değil mi? Depremde bu hissiyatı yaşamadık mı, bir olmadık mı? Kim nereye ne kadar yeterse yardıma koşmadı mı?

Memleket sevdası ve kader birliği, bir toplumun birlik ve beraberlik içinde yaşaması için hayati öneme sahiptir diyorum. Bu iki duygu, insanları ortak bir amaç etrafında birleştirir, onları birbirine kenetler ve birlikte hareket etmeye teşvik eder. Memleket hayrına, zıt fikirler kavgaya da tutuşabilir, ayrıla da bilir, bu da güzelin doğmasına sebeptir. Ancak, memleket meselesi konuşulurken etrafında oturulacak masa YUVARLAK olmalı ki; herkes birbirini eşit GÖRebilip, doğru OKUyabilsin. Konu memleket olunca içimizde barındırdığımız tüm kimliklerden soyunarak masaya oturulmalı, masadan kalkınca kimliklerimizi yeniden giyinip memleket hayrına harekete geçmeliyiz. Memleket sevdası üzerine kader birliği, toplumun refahı, huzuru ve güvenliği için vazgeçilmez olmalı. Yeri gelmeli kişi kendinden memleket için vaz geçebilmeli; “ATATÜRK” gibi.

Çok değer verdiğim bir Devlet Adamının söylediği bir söz kulaklarımda hala çınlıyor; “Atatürk, çok iyi bir ASİ’ydi.” Ne demek istedi sorusunu milyonlarca defa kendime sordum. Milyon farklı cevap buldum. Ama özünde son bulduğum cevap, son zamanlarda katıldığım toplantılarda ‘Samandağlılarda olmayan, neden bir araya gelemiyor?’ sorumun yanıtı oldu. Okuduğum kaynağın adını hatırlamamakla beraber, Ulu Önder Mustafa Kemal, kendisine muhalefet edenleri baş danışmanı yapıyor. Yolunu ayırmıyor. Biz ise ilk yol ayrımında ‘bay bay’ diyoruz! Kişisel kimliğimiz toplumun ve hatta Samandağı’nın faydasından öteye geçmiş. Ben yaptımcı, ben ettimci olmuşuz. Biz olmaktan çıkmışız.  

Peki, neden bunu yapıyoruz?

Doğaya baktığınızda ormanı oluşturan, ayrık, ısırgan otu, papatya, ağaç, içinde yaşayan canlılar değil mi? Kaktüsün olduğu gibi solucanın da bir görevi yok mu bu dünyada. Arı papatyaya sen uçamıyorsun benim kanatlarım var, hadi yoluna diyor mu? Yoksa birbirinden mi beslenerek varlığını devam ettirmiyor mu? Biz de memleketimiz Samandağı için birbirimizden beslenerek Samandağı’nın varlığını devam ettirecek sevdada değil miyiz?

Memleket sevdası ve kader birliğini güçlendirmek için birçok yol var bence, bunlardan bazıları;

Ortak değerlere (kimliği ve kültürüne) sahip çıkmak. Tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkmak.

Birlikte çalışmak, üretmek ve ürettiğini koruyup, değer kazandırabilmek (tarım – tarih – hayvancılık ve ilçemin diğer zenginlikleri.) Zor zamanlarda empati kurarak birbirimizi anlamaya ve destek olmaya çalışmak, kazanımlarımızı gelecek nesillerimize aktarmayı başarabilmek ANCAK en önemlisi yukarda anlatmaya çalıştığım YUVARLAK MASAYA hakkıyla oturabilmek. Zira 20 yıllık gazetecilik hayatımda buna neredeyse hiç şahit olmadım.

Bugün bir yol ayrımındayız; ya mülkümüzün derdine düşeceğiz, ya da yollarımız, alt yapımız, köprülerimiz iyileşsin diyeceğiz. Ancak daha önce yol, altyapı, üstyapı diye ağlayan bizlerin bugün bir seçme hakkı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla seçimimizin tarihimizi şekillendirecek, geleceğimiz olan evlatlarımızın nasıl bir memlekette yaşayacaklarını bilen bir yerden olması temennim. Birbirimize düşmekten çok, bu memleket ve memleketliye en sağlıklı kazanımları nasıl yapabiliriz gelin ona kafa yoralım.

Son sözüm de bu olsun kıymetli okurlar; Atatürk Diyor ki..

“Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.” Samandağı ilçemiz, bu ulusun bir parçası ise, görev ve sorumluluğunu bilen; bütünü koruma ve kalkındırma adına davetimdir; gelin bugün sözümüzü ‘kestire başı’ndan yana değil ‘barışı sağlama’ktan, yaşama kazandırmaktan yana sözü biz söyleyelim. Kalın sağlıcakla.

Ümit Dadük Sağaltıcı