YENİLSEMDE MANŞETTEN,YENSEMDE MANŞETTEN…

Ne zaman bir yazı yazmaya kalksam söylenmeyecek şeyler gelir aklıma… Kırdım derim zincirlerimi... Ama kırılmayan halkalar var… Hatırlamıyorum çünkü avcı değilim. Hiçbir kadın da avcı değildir. Mevsimin av mevsimi mi olup olmadığını bilmemiş olmam da bu yüzden. Haber peşine koşuyordum. Kent ışıklarından beterdim. Tek kişilik bir oyuncuydum. Dili kar diliydi. Insan daralmaz, sıkılmaz, üzülmez mi ara sıra bakıp bakıp kendine… Aşmış yüreğine ışıkları, güneyden kuzeye ta Asya steplerini dolaştım. Ken

YENİLSEMDE MANŞETTEN,YENSEMDE MANŞETTEN…

Ne zaman bir yazı yazmaya kalksam söylenmeyecek şeyler gelir aklıma… Kırdım derim zincirlerimi... Ama kırılmayan halkalar var… Hatırlamıyorum çünkü avcı değilim. Hiçbir kadın da avcı değildir. Mevsimin av mevsimi mi olup olmadığını bilmemiş olmam da bu yüzden.

Haber peşine koşuyordum. Kent ışıklarından beterdim. Tek kişilik bir oyuncuydum. Dili kar diliydi.

Insan daralmaz, sıkılmaz, üzülmez mi ara sıra bakıp bakıp kendine…

Aşmış yüreğine ışıkları, güneyden kuzeye ta Asya steplerini dolaştım. Kendi şehrimin sokakları gibi.

Kendine kendine çarpıp parçalanmış bir kayaydım.

Gözene’nin en yüksek tepesinde durmuş öyle bakıyordum uzağa.

İçimden bağırıyorum karşıki dağlara, duvarlar iyi geliyor bana. En sağlamını ölüm diye düşünüyorum. Penceresiz, kapısız bir ölüm.

Gözlerim kirleniyor tam gökyüzüne bakarken.

Derinlikteyim.

Uçsuz bucaksız düşünüyorum duvarları.

Acelem vardı.

Tüy sıklettim.

Dövüşüyordum ağır sıkletle…

Sanki bu yüzden yenilmiştim.

Kendimden vazgeçsem de ey okurlarım. Sizden vazgeçmem geçemedim...

Neden mi?

Sizi hiç sevip sevmediğimi hiç sormayışınız ve sevdiğimden hiç kuşku duymayışınız vazgeçiriyor, ama bu kez de kuşkuya kapılıyorum…

Siz beni seviyor musunuz?

Benim sözcüklerle çok işim olsa da, onlara değil, daha çok eyleme değer verdiğimi siz bilirsiniz yine de en iyi…

Sözcükler sevgi sözcükleri olabilir bir yalancının ağzında …

Çiğnenir…

Yutulur..

Hareketlerde yalan olmaz…

Temel olarak iki çeşit insan var ya da ikiye ayrılır:

İyiler ve kötüler…

Halklar da ikiye ayrılır;

Açlar ve toklar…

Soralım şimdi:

-Bu ilçe kimlerin ilçesi

İyilerin mi?

Kötülerin mi?

O fırtınalı, kanlı, boranlı, ölülerimizi topladığımız günlerde bile onurunu ve insanlığını yitirmeyen ve de haksızlıklara boyun eğmeyenlerin gerçek hikâyelerine de tanığım.

Beni en çok etkileyen ve sevindiren bunlar…

Hiç vazgeçemeyeceğim bir gerçek ise; Samandağlıların Samandağlılara karşı işlediği suçlar

6 Şubat 2023 notlarıma bakıyorum:

Şöyle yazıp kayda geçmişim:

‘’Kaç kez bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, demiştik ben de hatırlamaz oldum…’’

Oldu oysa…

Her şey eskisinden de daha kötü oldu…

Ne yapacağız ne yapamayacağımızın ve zincirlerinden nasıl kurtulacağına bir türlü karar veremeyen bir topluluğun şehrinde yaşayanlar kavun karpuz seçer gibi seçtik yöneticilerimizi belediye başkanını…

Sonra anlıyoruz ki kavun karpuz kiraz hepsi bozuk ve çürük.

Olmayan Buzdolaplarını hayalde bile açtıktan sonra boş boş bakıp kapatan kaç genç kızın, kadının hepinize Selamı var biliyor musunuz?

Bana göre ‘ Bıçağa yumruk vurmak erkeklik istemez, ustalık ister…

Ölülerimizin bize bunu tembihlediklerine inanmıyorum ve onlara ihanet etmekten korkuyordum.

Resmi sözlerden bıkmıştım, canım dobra dobra söylemek çekiyordu.

Ve biz elimizi kana bulasa da bıçağa yumruğumuzu vuracaktık…

Vurmalıydık…

Bir de ortalığa ‘köle pazarı’diyorsunuz

Deyin tabii…

Merak ediyorum ancak…

Sordunuz mu hiç kendinize?

Biz neyiz?

Özgür mü?

Eğer böyle bir iddianız varsa sabahlara kadar tartışmaya hazırım sizinle…

Buyrun ispat edin bana özgür olduğunuzu…

Ben de size modern köleler olduğunuzu ispat edeyim…

Neremiz özgür ?

Kulaklarımız mı?

Gözlerimiz mi?

Ağzımız mı?

Kulaklarımız var, ama duymaz…

Gözlerimiz var, görür gibi ama görmez…

Ağzımız var, ama konuşmaz…

Söyleyin neremiz özgür?

Hangimiz köle değil…

Hani susmayacaktınız?

Hani sustukça sıra sana gelirdi?

Yalnız sussanız neyse, canilerin şölenlerinde kadeh tokuşturdunuz bir de…

Bitirdiniz be, bitirdiniz bu memleketi ve bu toplumu…

Bu toplum da gerçeği görenler ve doğru düşünenler her zaman azınlıkta ?

Namuslular azınlıkta…

Çalmayanlar azınlıkta …

Ganimet yemeyenler azınlıkta …

Farkında değil misiniz be, hiçbir neşesi kalmadı hayatımızın…

Kahkahalarla son çiviyi çakarlar tabutumuza…

Çocuğunuz  ‘’ neden elektrikler kesik anne’’, ‘’Neden sular akmıyor baba’’ diye mi sorar sana…

Kıvırma, doğruyu söyle ona…

Biz bir güç olduğumuzu bilemedik çünkü de…

Elli senedir bu böyle de…

De be utanma…

Bu toplumda doğruyu söyleyenler neden hep azınlıkta?

Ve neden hep vatan haini derler onlara?

Çoğunluk bu kadar mi sefil?

Hayır, sefil değil…

Yalakalığın nimetlerini ne yapıyorlar gerisini siz getirin!

Nesiniz siz?

Ama ne garip bir beklentim var hala …

Yeniden dirilişe inanmasam da …

Öldü zannetmesinler bizi.

Son bir notum daha var söyleyecek:

“Yakıp yıkmalıyım kentleri, ucu uçurum olan kentleri.

Bir daha yürümeliyim. Titremeli bana düşmanlık duyanlar.

Eksiklerimi bir daha yürümeliyim…

Yürekleri hoplatan şarkılarım olmalı

Yeneceksem manşette yenmeliyim,

Yenileceksem manşetten yenilmeliyim, çünkü kimse istememektedir görkemsiz utkuyu.

Sabahın ilk ışıklarıyla büyüyen bir ürperti olmalıyım.

Bir akasya kokusu gibi yayılmalıyım ortalığa.

1 EKİM 2024

Ümit Dadük Sağaltıcı