SAMANDAĞI’NDA MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ
11 Ekim ‘Dünya Kız Çocukları Günü-ymüş Oldum olası abidik gubidik gün yapıp, sonra da onları kutlamaya karşıyımdır... Hele ki, sadece o gün mü kadın – sevgili - anne? Yada Çocuk, babaları es geçmeyelim. Ahhhh bir de öldürecek kadar seven sevgililer! Ya İn-San oğlu sen neymişsin. Sosyal medyada, şöyle oturup millet ne yapmış, nereye gitmiş, ne yemiş, ne içmiş bir bakayım dedim... Aaa o da ne? Herkes Instagram’a ya da Facebook’a kızıyla bir resim koymuş, altına da “Dünya Kız Çocukları Gününüz kutl
11 Ekim ‘Dünya Kız Çocukları Günü-ymüş Oldum olası abidik gubidik gün yapıp, sonra da onları kutlamaya karşıyımdır...
Hele ki, sadece o gün mü kadın – sevgili - anne? Yada Çocuk, babaları es geçmeyelim. Ahhhh bir de

öldürecek kadar seven sevgililer! Ya İn-San oğlu sen neymişsin.
Sosyal medyada, şöyle oturup millet ne yapmış, nereye gitmiş, ne yemiş, ne içmiş bir bakayım dedim...
Aaa o da ne? Herkes Instagram’a ya da Facebook’a kızıyla bir resim koymuş, altına da “Dünya Kız Çocukları Gününüz kutlu olsun!” demiş.
Bu yaşa geldim (aslında çok da bi yaşa gelmiş sayılmam J lafın gelişi), daha önce hiç böyle bir gün duymadım.
Ben de çocuktum. Kız çocuğuydum hem de. Yaşam koşullarım ne yazık ki; ne çocuk olduğumu, ne de ailemin kız çocuğu olduğumu hissettirmedi bana. Her halimize binlerce şükür. Hayır da rabbimden, şer olarak gördüklerim de! Konuyu çok ta dağıtmadan sahi neydi bu kız çocukları günü, şiddet gören - öldürülen – tacize - tecavüze uğrayarak katledilen kızlarımızı anmak mıydı? Yahut bu süreçler yaşanmadan kız - erkek çocuk ayırmadan “Her bireyin on sekiz yaşına kadar çocuk” olarak kabul edildiğini bilen bir yerden bütünü kucaklayıp korumak mıydı! Daha başka bir ifade ile korumaya bile gerek duymayacak bir yaşamı örmek miydi?
Belli ki bu günü benim dışımda herkes biliyormuş günün önemini! Kutlayan, kutlayana...
Benim de iki kız çocuğum var ve ben onların da beni çok iyi anladığını bilen bir yerden; bugün kimsenin kızının gününü kutlamıyorum!
Ne zamanki bu toplumda Kızlarım ve oğlum, kızlarımız ve oğullarımızın bir bütün olarak görülür, hakları korunur ve yaşatılır işte o zaman kutlama yapar – yazarım alnım ak; “İNSANLIK GÜNÜMÜZ” kutlu olsun diye. Ancak yüreği yangın yeri o kadar çok anne var ki memlekette, incinmelerinden endişe eder bir kutlama karesi paylaşmıyorum.

Unutmadan, Kızlarıyla resimlerini koyan arkadaşlarıma da sesleniyorum; aslında bugün bir kutlama yapılmıyor!
Amaç; okula yollanmayan, eğitim hakları ellerinden alınıp, çocuk yaşta evlendirilen ve hayatına adeta bir hançer saplanan kız çocuklarının durumuna dikkat çekmek. Kız çocuklarını cinsel bir obje haline getirilip, küçük yaşta başlarını örtülüp bir an önce evlendirilmelerine karşı çıkmak… Abuk subuk fetvalar verip, kızların ikinci sınıf insan muamelesi görmeleri ve sosyal hayattan men edilmeleri için ellerinden geleni yapan yobazlara bir meydan okuyuş.
“Bakın işte bu benim güzel kızım” diye resim paylaşmak biraz günün anlamına uymuyor gibi ne dersiniz? Peki, hadi siz yine yapın, gönlünüz olsun!
Esas anlamını bilelim de...
11 Ekim, ‘Dünya Kız Çocukları Günü’ Türkiye, Kanada ve Peru tarafından yapılan ortak bir çalışma sonucu kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından yararlanmalarını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 2012 yılından bu yana kutlanan bir günmüş Özgür Ansiklopediye göre.
Böyle güzel bir amaç için yapılan çalışmada Türkiye’nin de adının geçmesi beni gururlandırdı açıkçası. Ancak bu güzelim ülkenin kurucusu Ulu Önderim ve silah arkadaşlarının binbir emek ve mücadelesi, gazi ve şehitlerimizin aziz hatırasına sunduğumuz veriler vahim!
Yapılan araştırmalara göre dünya genelinde her yedi saniyede bir 15 yaşın altındaki bir kız çocuğu evlendiriliyor. Türkiye’de son 6 yılda evlenmek zorunda bırakılan kız çocuğu sayısı resmi rakamlara göre bilmem kaç yüz bini geçmiş. Son 6 yılda binlerce kız çocuğu, çocuk anne olmuş. Ayrıca ilköğretim çağında olup okuma gitmeyen kız çocuklarının sayısı, erkek çocukların sayısından yüzbinlerce fazla imiş. Bir de bunlara çıkarılmaya çalışılan tecavüz yasaları, bazı din adamlarına nikah kıyma yetkisi de eklenince veriler ekonomimizden hızlı ilerliyor!
İnsanın yüreği acıyor desem hayır hiç acımıyor, param parça oluyor.
Yahu arkadaşım, sosyal medyada %90 paylaşımlara baksanız herkes kız çocuklarını seviyor, memleketi seviyor, hak hukuk biliyor; iyi de arkadaşım bu olayları yaşatan kim; ben miyim!
Bu ülke hepimizin, bu kızlar da bizim kızlarımız. Ancak kızlarımız ve oğullarımızı ayırmaya devam edersek, hayatı bütün olarak görüp oğlumuzu da kızımıza da kucaklamaz isek ülkece kaybedeceğiz. Tabi biz kadınların da, bugüne kadar erkeklere teslim ettiğimiz rahatlarını, bozmamız gerektiğini de bilmemiz – kabul etmemiz; yeri gelirse de göze almamız gerek!
Narin, bir sima...
Bugün 11 Ekim'de araştırılmaya devam ediyor; Diyarbakır’da 21 Ağustos’ta kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan Narin Güran kızımızın olayı. Hala aydınlatıl(a)maması memleket sevdası, insan haklarını muazzam uyguluyor olmamızdan olsa gerek!
Narin Güran… 8 yaşında, cıvıl cıvıl bir çocuk. Tam 19 gün boyunca kayıp olan Narin’in cansız bedeni, hepimizi kahreden bir sonla bulunmuştu hatırlayın. Narin nezdinde tüm kız çocuklarımız için soruyorum; Peki, bir çocuk nasıl olur da bu kadar savunmasız bırakılır? Cezasızlık politikaları, sistematik ihmal, denetimsizlik; çocuklarımızın güvende olmadığı bir düzeni yarattı. Tıpkı 2 yaşında uğradığı cinsel istismar sonucu kaybettiğimiz Sıla bebek gibi. İstismarın, ihmalin kurbanı haline getirilen çocukların acısı, hepimizin vicdanını sızlatmaya devam ediyor.
Bedriye Işık, Sonay Öztürk Aslan, Ayşenur Halil, İkbal Uzuner, Zehra Gün, Gülfer Öter, Sibel Aygan... Bu isimler ise, son bir hafta içinde erkek şiddetiyle aramızdan koparılan kadınlardan yalnızca birkaçı.
Ya sonra sosyal medyada tepki mesajları, sokaklara inip eylemler gerçekleştirmek vs. neyi değiştirdi? Sormak gerek. Bu mudur; yani klavye başına geç, mesaj yaz. Sahada eylem yap bağır çağır sonra; sonrası sessizlik yeni bir cinayete kadar! normalleşme. Tepkiyi ortaya koymak ve ifade etmek demokratik hak. Ancak bu yöntemin yıllardır bir şifa getirmediği de bilinen bir gerçek. Ne mi yapmalı acımızı ve öfkemizi doğru hedefe oturtarak çözüme gitmek gerek. Tek yol bu mu? Hayır, başka bir yol olmalı. Ben bildiğim kadarını ifade ettim.

Mesala, bu ülkede seçilmişlerin vitrine oynamaktan vazgeçmesi, samimiyetle çözüm arayışına gitmesi şart. Nasıl mı? Ben bileeeemem, işin uzmanı onlar! Bilsem Vekil olurdum değil mi? Yada daha büyük bişey! Gerçi ben olamazdım! Vitrin için dökecek param yok! Hay Allah aklıma ne geldi şimdi, yoksa seçim arifesinde iktidara kıyasıya muhalefet ettikleri söylemler gerçek değil miydi?
Ya Samandağı’nda Durum Ne?
Hadi, dünyanın hiçbir yerinde olmayan konjonktüre sahip, medeniyetler beşiği, insanlık tarihinin ilk adım atıldığı memleket. İlçemiz Samandağı’ndan başlayalım mı? Katletmek demek beden miydi sadece. Mesela bizler kız çocuklarımızın haklarını koruyor muyuz? Kurdukları hayallere, kendilerini var etmelerine ne kadar izin veriyoruz? İçlerindeki aslanı yaşatıyor muyuz? Yoksa, çocuk yaşta evlendiriyor muyuz? Ekonomimiz zayıf diyerek kendilerini ifade edemedikleri, koruyamadıkları çağda çalıştırıyor muyuz? Maydanoz, mandalina, pamuk ve diğer sahalarda. Peki, çalıştırdığımız çocuklarımıza haklarını korumayı öğretiyor muyuz? Kaçımız çalıştıkları noktalarda onları ziyaret ediyoruz?
Ya iş verenler; sizler kaçınız çalıştırdığınız personellerimize SSK ve asgari ücreti hak görüp, haklarını teslim ediyorsunuz! Sakın yanlış anlamayın ne oranda kayıt dışı çalışan sayısı, olduğunu bilmiyorum! Ama yaşadığımız büyük afet öncesi de sonrasında da kız ve erkek çocuklarımızın kayıt dışı çalıştıklarını biliyorum. Kendimize gelince helal, başkasına gelince haram olanı nasıl ayırt edebiliyoruz?
Hadi biz bu kızlarımıza – oğullarımıza “yaşamak senin de hakkın, bugün madem çalışman gerekiyor; hakkın olanı al” diyelim mi? Dengeye gelmeleri için çaba sarf edelim mi ? Ya da işletmelerimizde çalışan stajyer öğrencilerimizin devlet tarafından verilen haklarının tamamını onlara teslim edelim mi? Kız – erkek çocuğu ayrımı yapmadan işveren tarafından hakkı gasp edilen işletmelerin adını vermeye kim gönüllü; buyurun. Sayfam sonuna kadar açık yazmaya hazırım. Hadi şimdi, ‘Kazanmak için her yol mubah’ düşüncesini artık bir kenara mı atsak?

Şuan itibariyle samimiyetle “Dünya Kız Çocukları Günü”nü kutlayalım mı? Madalyonun arka yüzünü tarihe gömerek, AYNA’ya bakarak, önce kendimizi iyileştirerek, sonra başkasına bakarak. Cumhuriyetimizin Kuruluşunu kutlayacağımız zamana ramak kala, özümüzü hatırlayıp, küllerimizden yeniden doğalım mı? Merhamet ile, sevgi ile, şefkat ile, Şifa ile. Yaradan ile.
İbo can, canım abim; kısa bir süre önce paylaştığın ve mıh gibi aklıma kalbime kazınan sözü affına sığınarak insanlığa seslenerek kullanmak isterim. “Açtığın her yaradan, hesap soracak YARADAN.”
Saygı ve sevgilerimle… ( 10 Ekim 2024 )
Ümit Dadük Sağaltıcı

Yorumlar (0)
Facebook yorumları