Salim Diyap yazdı LİBERALİZMİN KARANLIKTA PALAYAN YILDIZI, İSRAİL
Kimi hayranlıklar açıktan ilan edilmez; utangaç bir tebessüm, satır arası bir övgü, karşıtların sürekli itibarsızlaştırılmasıyla kendini belli eder. Türkiye’deki liberal cenahta yıllardır süren “İsrail hayranlığı” da işte böyle, adını koymadan büyüyen bir politik tutkunun ifadesidir. Ne yazılarında açık açık “İsrail harikadır” derler, ne de televizyon programlarında İsrail’in bölgedeki yıkıcı etkisini tartışırlar. Onların yöntemi başkadır: İsrail karşıtı her sesi şeytanlaştırmak, her direnişi ka
Kimi hayranlıklar açıktan ilan edilmez; utangaç bir tebessüm, satır arası bir övgü, karşıtların sürekli itibarsızlaştırılmasıyla kendini belli eder. Türkiye’deki liberal cenahta yıllardır süren “İsrail hayranlığı” da işte böyle, adını koymadan büyüyen bir politik tutkunun ifadesidir. Ne yazılarında açık açık “İsrail harikadır” derler, ne de televizyon programlarında İsrail’in bölgedeki yıkıcı etkisini tartışırlar. Onların yöntemi başkadır: İsrail karşıtı her sesi şeytanlaştırmak, her direnişi karalamak, her karşı duruşu irrasyonellikle, barbarlıkla yaftalamak.

İzleyin onları...
Bir Ortadoğu değerlendirmesi mi yapıyorlar?
Hizbullah kötüdür,
Hamas teröristtir,
İran delirmiştir,
Suriye diktatördür.
İsrail mi?
Yok,
İsrail yoktur.
Sanki haritanın bir kenarına yanlışlıkla sıkışmış bir detay gibi...
Varsa yoksa İsrail’in düşmanları kötüdür, onunla sorun yaşayanlar sorunludur. İsrail’in hiç konuşulmayan erdemleri vardır onlara göre; güvenlikçi aklı, Batılı değerlerle örtüşen "demokrasisi", yüksek teknolojisi ve “rasyonel devleti”...
Bu kavramlar üzerinden örtük bir övgü sunulur, ama asıl hedef hep aynıdır: İsrail’e yönelik her haklı eleştiriyi meşruiyetsizleştirmek.
Kendilerini sözüm ona akılcı ve tarafsız gösteren bu liberal takım, gerçekte ideolojik olarak oldukça taraflıdır. Çünkü tarafsızlık, güç karşısında adaleti aramayı gerektirir. Oysa onlar gücün yanında hizalanmayı seçmişlerdir.
İsrail’in Filistin’de uyguladığı işgal politikası, uluslararası hukuku çiğnemesi, apartheid uygulamaları onlar için ya görünmezdir ya da “anlaşılabilir güvenlik gerekçeleri”yle açıklanır.
Buna karşılık, İsrail’e karşı çıkan örgütler, halk hareketleri ya da devletler her kim olursa olsun irrasyonel, şiddet yanlısı ve demokrasi düşmanıdır.
Bu yazarlara, akademisyenlere, yorumculara dikkat edin. Kimin hangi küresel fonlarla ilişkilendiğine, hangi düşünce kuruluşlarıyla eşgüdümlü çalıştığına bir bakın. Zihin dünyalarının nereye ait olduğunu, hangi değerler üzerinden şekillendiğini anlamak zor değil. Dillerinde insan hakları var, ama nedense bu haklar sadece Batı’nın çıkarlarıyla uyumluysa savunulabilir. Filistinli bir çocuğun ölümü onları sarsmaz; ama Tel Aviv'de patlayan bir roket karşısında endişeleri sel olur. Bu seçici duyarlılık, onları vicdanın değil ideolojinin tarafına savurur.
Gerçek şu ki, Türkiye’de liberalizmin önemli bir kısmı, Batıcı bir jeopolitik tahayyülün yeniden üreticisine dönüşmüştür. Bu tahayyülün merkezinde ise İsrail vardır. Onlara göre İsrail, "Doğu'nun içinde Batı'nın ileri karakolu"dur. Ve bu yüzden korunmalı, yüceltilmeli, onun karşısında konumlanan herkesin itibarı sarsılmalıdır.
Bu örtülü hayranlık hali, ahlaki bir pusula olmaktan çok uzaktır. En temel insanlık meselelerinde bile suskun kalan, yalnızca güçlüden yana söz kuran bu pespaye tavırdan halkları teslimiyete çağıran şeylerden başka bir şey duyamazsınız. Bunlar ideolojilerin çağı geçti deseler de yaptıkları Siyonist ideolojiye militanlıktan başka bir şey değildir

التعليقات (0)
Facebook Comments